ÖYKÜ-BİR GARİP ÜLKE

29 Eylül 2011 Perşembe

BİR GARİP ÜLKE

Çocukluğumda hemen her gece gördüğüm bir düş vardı: Evimizin önündeki sokak baştanbaşa kuyularla kaplı olurdu. Evden çıktığımda, birileri, tanımlayamadığım bir takım güçler beni bu kuyulara çekmeye çalışır, bense bütün gücümü kullanıp çabalayarak gökyüzüne doğru yükselir, uçarak bulutların arasında bir ülkeye varırdım. Oraya ulaştığım ve bulutların arasında dolaştığım gecelerin sabahı gülümseyerek uyanırdım ve bütün gün mutlu olurdum. Zamanla, “Keşke böyle bir ülke olsa!” diye düşünmeye başladım.


İşte sonunda, sonsuz kez düşlerinde gördüğü yerde. Yoksa yine yalnızca bir düş güzelliği mi bu? Ancak öyle net ki her şey, düş olması olanaksız. Bu kez yalnızca görmüyor, dokunuyor, yumuşaklığı hissediyor. Ne olduğunu çözemediği, mutluluğa benzer bir hoşluk duygusu yaşıyor. Aşağı ve yukarının aynı olduğu bu yerde, uzun zamandır yaşamadığı, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bu güzel duyguların arasında onu tedirgin eden bir soru var: Buraya nasıl geldim?


Belleğini yokluyor, yoklamanın ötesinde zorluyor. Bir şeyler anımsamaya çalışıyor. Anımsayabildiği, sonsuz bir karanlık ve öncesindeki toz bulutları... Her şeyi yerle bir eden, ya da gökyüzüne taşıyan o rüzgârın getirdiği toz bulutları... Sonra ayaklarının yerden kesilişi...


Elit, o cinayetin olduğu geceden sonra düşüncelerini saklar olmuştu. Çünkü o gece, cinayeti onaylamadığını ağzından kaçırdığı için rejim düşmanları listesine alınmıştı. Ama cezası kesinleşmeden önce kendini kanıtlaması için bir olanak daha tanımışlardı. Gözaltında tutulduğu süre boyunca bir kötülük yaparsa, rejim düşmanları listesinden çıkartılacaktı. İyilik yapar, ya da iyi bir davranışta bulunursa, cezası iki katına çıkartılacaktı. Elit bu yüzden derin bir suskunluk dönemine girdi. Konuşursa, iyiyi, doğruyu savunacağından korkuyordu.

Onun cezalandırılması, İDS*lerin zaten az olan sayılarının daha da azalması, etkin üyelerin hemen hemen yok olması demekti.. Sayıları bu denli azken ve iyileri korumakta zorlanırken, herhangi bir eylem yapmaları olanaksızdı. Başkaldıran, iyiyi, doğruyu savunan herkes, yaşına, cinsiyetine bakılmaksızın cezalandırılıyordu. Hapisten çıkabilenler, aynı suçu bir kez daha işlerlerse, cezaları iki katına çıkartılıyor, ağır suçlularla(birinin canını kurtarmak en ağır suçtu) aynı cezaya çarptırılıyordu; kötülüğü savunanlarla aynı evde belirli bir süre yaşama cezası... Bu süre suçun büyüklüğüne göre en az bir aydan başlıyordu.
Cezanın bitiminde bedensel, ya da ruhsal olarak zarar görmemiş İDS’ye rastlanmamıştı. Ya çıldırıyor, ya da intihar ediyorlardı. Kendini kontrol edebilen olursa, bir neden bulunup ceza süresi artırılıyordu. Yani İDSler, KS*lerle birlikte yaşama cezasına çarptırıldıklarında, kurtuluş yoktu. Ya KSlere katılmak, ya da kendilerini yok etmek zorunda kalıyorlardı.
“Birlikten kuvvet doğar” düşüncesiyle, ülkede tek tük kalmış İDSlere ulaşıldı ve bir toplantı düzenlendi. İDSler bu toplantıda oldukça önemli kararlar aldılar: 1-Hile yapmak kötüdür, ancak iyi bir amaca hizmet ediyorsa kabul edilebilir. Bu yüzden, hapsedilenler hile yoluna başvurup KSlere katılmış gibi davranarak ceza sürelerinin kısalmasını sağlamalılardır.
2-Sınırlı olan sayıyı koruyabilmek için bir süre düşüncelerini açıklamamaya özen göstermelidirler.
3-Sayının korunması önemli, ama yeterli bir önlem değildir. Bu yüzden, bu güne değin birle sınırlı olan çocuk sayısı üçe, hatta dörde çıkartılmalıdır. Bunun getireceği ekonomik yükü kaldırabilmek için birbirimize destek olacağız. Örneğin çocuklar kreş ve benzeri kurumlara gönderilmeyecek, dönüşümlü olarak bakılacaktır. Bunu planlamak için bir kurul oluşturulacaktır.
4- Gerekirse, iki aile aynı evi paylaşarak kira, yakıt, yiyecek-içecek giderleri en aza indirilecektir.
5-En önemlisi, iyilik ve güzelliklerin nereye gittiğini, yeryüzünü neden terk ettiğini, oldukça zayıf da olsa iyi sinyallerin nereden geldiğini araştırıp bulmaktır. Bu görev Elit’e verilmiştir.


Elit bu görevi almaktan memnundu. Zaten uzun zamandır iyilik ve güzelliklerin nerede olduğu düşüncesini kafasından atamıyordu. Yalnızca iki elin parmakları kadar az sayıdaydılar ve onların bazılarında da, iyi, güzel adına ne varsa gittikçe azalıyor, zayıflıyordu. Doğup büyüdüğü ülke kendisine yabancıydı artık. Aslında tüm dünyada kötülük, salgın bir hastalık gibi hızla yayılıyordu. Elit’in ülkesi en kötü durumda olan ülkelerdendi. Komşu ülkelerden gelen iyi sinyaller gitgide zayıflıyor, sınırlarda kötü sinyallere çarpıp paramparça oluyordu.
Elit iyiliklerin yerini bulma görevini üstlendiğinden beri yiyip içemez, uyuyamaz olmuştu. Sürekli kulakları tetikte dinliyor, gördüğü her yabancı cismi inceliyor, aldığı her sinyali anlamaya çalışıyordu. Vücudu oldukça duyarlıydı. İyi sinyalleri kötülerinden ayırmak o denli zor değildi. Bunu tüm İDSler yapabiliyordu. Zor olan sahte sinyalleri algılayabilmekti. Yani iyi gibi görünen kötü sinyalleri herkes algılayamıyordu. Ancak Elit ve onun gibi oldukça duyarlı birkaç kişi bunu başarabiliyordu. Bu anlaşıldığında, karşınızdaki kişinin gerçekten iyi mi, yoksa iyi görünümünde KS mi olduğunu çıkartabilirdiniz. Elit’de bu yetenek vardı. Gerçek iyi sinyalleri aldığında iz sürüyor, sinyalin sahibini buluyor ve kendilerine katılmasını sağlıyordu. Elit’in görevinin önemli bir bölümünü İGK*leri belirlemek oluşturuyordu. Onları belirleyip İDS kuruluna bildiriyordu. İyi sinyalleri izlemekteki amacı, yalnızca gruba katılacak İDSleri bulmak değildi. Asıl amacı, iyilik ve doğruluğun kaynağını bulmaktı. Bir yerlerden ona gelen, kısacık süren, insanların gönderdiklerinden daha güçlü iyi sinyaller algılıyor, ama bir türlü nereden geldiğini belirleyemiyordu. O fırtınalı gün, kuruldan oldukça uzak bir kentte, kendisine doğru gittikçe artarak yaklaşan iyi sinyalleri şaşkınlıkla izliyordu...

XXX

İlk şaşkınlığı biraz olsun geçince, yattığı yerden çevresini incelemeye başladı. Tıpkı düşlerindeki gibi, bembeyaz bulutlarla kaplıydı her yer. Ve yer yer mavi kapılar vardı. Ancak bunlar bildiğimiz kapılardan değildi. Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan, kapıdan çok bir tür geçiti andıran, farklı tonlarda mavi aralıklar... Ayağa kalktı, yeryüzündeki alışkanlıkla üstünü silkeledi. Ayağının altındaki bulutlar yumuşacıktı, ama basınca çökmüyordu.


Bulutlar ülkesindeki gezisinin her adımı onu başka bir güzelliğe götürüyordu. Yeryüzünde sevmediği renkler bile burada olağanüstü güzel görünüyordu. Bir yerden bir yere kayarcasına yer değiştiren değişik renklerdeki bulutlar, içlerinde sakladıkları erdemlerin güzelliğini yansıtıyordu: Sarı bulutlar acıma duygusunu, kahverengi bulutlar yardımseverliği, kırmızılar aşkı, yeşiller dürüstlüğü...Erdem bulutları sarıp sarmalamıştı her yerini. Elit’e bunları birileri anlatmamasına rağmen biliyordu. Burada hiçbir şey söze dökülmüyordu, ama hissedebiliyor, öğreniyordu. Onca güzelliğe, ayaklarının altındaki huzur veren yumuşaklığa ve temiz havaya rağmen bir süre sonra yorgun düştü. Belki de yeryüzünde rüzgârla savaşırken oluşan yorgunluğunu ancak fark ediyordu.
Koyu mavi bir geçitten geçip uçuk pembe bir barınağa girdi. Olduğu yere çöktü, düşünmeye başladı: Buraya neden gelmişti? Tüm bu erdemler neden bulutların içine saklanmıştı? Soruları aklından geçiriyor, hemen ardında yanıtı beyninde açık seçik beliriyordu. Sanki birileri ona enjekte ediyordu...
Gezip araştırarak, düşünüp sorarak geçirdiği birkaç günden sonra Elit, yeterli bilgiyi edindiğine inanıp ülkesine dönmek istediğinde, erdemler onu uygun hava koşulları olduğunda göndermeye karar verdiler. Kendileri daha dönmeyeceklerdi, çünkü yeryüzünde yapılması gereken çalışmaları vardı. Onlar da bu çalışmalara öncülük etmesi için Elit’i görevlendirdiler.

Elit, erdemlere ulaşabildiği, görevini yerine getirebildiği için mutluydu, ama öte yandan kendisinin ve öteki İDSlerin yanlışlarından duyduğu utancı içinden atamıyordu. Kendi kendine yineleyip duruyordu, döndüğünde var gücüyle çalışacaktı. Böbürlenmeyi bırakacaktı. Sürekli olumsuzluklardan yakınmışlar, iyi oldukları için övünmüşler, ama olumsuzluklar karşısında hiçbir şey yapmadan susup beklemişlerdi. Suskunlukları ve övünmeleri erdemlerin bulutlar ülkesine kaçmalarına neden olmuştu. Ülkeleri kötülüğe teslim olurken akılları başlarına gelebilmişti ancak. Erdemler çekip gitmeseler, belki de büsbütün yok edileceklerdi. Sinyaller göndererek onları uyarmışlar, sonunda harekete geçmelerini sağlamışlardı. Toplantı yapılmış, kararlar alınmış, Elit görevlendirilmişti. Bunun üzerine erdemler Elit’i bulutlar ülkesine çekmişlerdi. Artık dönmesi ve oradaki görevini sürdürmesi gerekiyordu. Yalnızca yaptıklarından değil, yapmadıklarından da sorumlu olduğunu anlamıştı orada kaldığı sürede. İyi olmak, iyi şeyler yapmakla sınırlı değildi. Kötülere direnmek gerekiyordu.

Elit yeryüzüne döndü. Ve...
NOT:
* İDS: İyiliği, Doğruluğu Savunanlar
* KS: Kötülüğü Savunanlar
*İGK: İyi Görünümlü Kötüler

0 yorum:

Yorum Gönder

  © Blogger template Brownium by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP