ÖYKÜ-MAKİNE
8 Haziran 2010 Salı
Konuksun yine düşlerimde. Anı ağacının dallarında uçarı kuşlarız sanki. Bir aşağı, bir yukarı uçuyoruz.
İşte gözünden bile sakındığın bahçen. Boynu bükük çiçekler açmış elması, armudu. Kakma aşı yaptığın tüysüz şeftali ilk meyvesini verdi biliyor musun? Bir dalda eski ceketin, birinde bağ bıçkısı duruyor. Şu ilerdeki kiraz ağacında emektar tırpanın... Hepsi sen sen bakıyor, hepsi sen kokuyor.
Asmaların budanması gerek, duvarlar hala sıvasız. Ayakkabılarımızı onarırken kullandığın örs, çekiç ve çivilerin bulunduğu eski valiz kapağı yine aynı yerinde; dama giden merdivenin basamaklarının birinde, toz içinde seni bekliyor.
Bir dikiş makinen vardı hani, anandan kalma. “Parası ödenmedi, anam rahat uyumaz toprakta,” diye bir Rum Kilisesi aramıştın yıllarca. Makineyi bir Rum terziden almışsınız. Parasını ödeyemeden adam ölünce, anan müftüye danışmış: Para yoksul bir Rum’a, ya da Rum Kilisesine ödenmeliymiş. En büyük korkun, bir Rum kilisesi bulamadan ölmekti. Bulup ödediğini duydum sonunda.
Araladıkça gurbetin kapısını, bir sana, bir makineye bakardım imrenerek, şaşkınlıkla. İkiniz de birer anıttınız gözümde. Neler neler yapmıştınız birlikte. Derisiz avuç içlerin, -Seferberlikte, umarsız bir kış, öküz arabasıyla Konya, Aksaray arasında gazyağı taşırken, ellerin arabanın tekerlek demirlerine yapışakalmış. Arabayı çamurdan çekip çıkarmanın bedeli, yerine yenisini koyamayacağın bir çift avuç içi derisi olmuş.- vadilerden daha derin yarıklarla doluydu. Ellerini her öpüşümde, çocuk düşlerim o anları yaşardı da bize öyle soğuk duruşunu bağışlardım. Derili ellere inat, tüketenlere inat üretip duran ellerin ayrı bir dünyaydı düşlerimde gidip geldiğim.
Toprakla oynaşın bitince, makineye dönerdin. Oynaşın diyorum, çünkü toprağı ölesiye seviyordun. Biz, “ Satıp savalım şu bahçeyi, büyük şehirlere gidelim,” dedikçe, sen; “Toprağa aşığım, onsuz yapamam!” derdin. Güldüğümüz zamansa; “ İnsan yalnızca insanı mı sever? Toprağa aşkım her şeyden üstün!” diye bizi paylardın. Geceleri soğuktan artan ellerinle çoraplarımızın tabanlarını değiştirir, ayakkabılarımızı onarırdın. Yorulmak yasaktı, sana da makineye de.
Göremedim gidişinizi; ne senin, ne de makinenin. Bencillik rüzgârları savurmuş her şeyi. Üşüyorum yaz ortasında. Bahçe sensiz, ev sensiz. Mum tahtası öylece bomboş; makinesiz.
0 yorum:
Yorum Gönder