ÖYKÜ-KORKULAR

11 Haziran 2010 Cuma

                                            

 

 

                Bir şeyler var bu rüzgârda çocukluğumdan: Harman yerleri, döven, inatçılık simgesi Kırat ve yumuşak başlı Doru... Hepsi dans ediyor karşımda.

                Bir şeyler getiriyor bu rüzgâr çocukluğumdan. Alt üst edip anılar çuvalını salıveriyor gönlümün göğüne.

                İnceden hüzünlü bir ses –düğün günü havaya sıkılan kurşunlardan birinin sekmesi sonucu ölen Çerkez kızı, -gelini mi desem?- güzel Hanife’nin türküsünü söylüyor.

                Kulağımdaki ses alıp götürüyor beni geçmişin gizemli bahçesine. Yaşamadığım zamanları yaşıyor, görmediğim insanları görüyorum bu sesle. Hanife masum, Hanife sitemkar. Onu vuran kurşuna bakıyor, gözleri damadı arıyor, son bir kez görmek için. Gözlerim Hanife’den ayrılmıyor.

                Boğazım düğüm düğüm, gözlerimde kara bulutlar... Kucağımda minik danaya vermek için topladığım sarmaşık otları. Koşum yarıda noktalanmış. Sevincim gölgeleniyor birden.

                Nasıl da korkardım, ben de onun gibi ölürsem diye. Vurup utancın kafasına babama söylerdim: “Kurşun sıkmasınlar benim düğünümde!” derdim. Acaba evlenmesem mi? Ama, gelenekler, görenekler, toplum beni öyle koşullamış ki, evde kalma korkusu, ölüm korkusunun tepesine taht kuruverirdi. Ne yardan, ne serden...

                Tam gelinliğini giyip damatla Çerkez oyunları oynarken... Ne güzel olurdu Çerkez düğünleri. Kızlı, erkekli sabahlara dek eğlenirdik. Adetlerimize kaç-göç girmemişti daha. Şimdilerde biz de öğrenir olduk erkekten kaçmayı.

                Hanife’nin düğünü, asmaların altında yapılan ablamın düğününe karışıyor. Yoksa ablam Hanife mi?  Tam yirmi dört yaşında. Hanife de böyle geç mi evlenmişti acaba? İşte yine kurşun gibi bir korku saplandı içime. Ben de ablam gibi geç evlenirsem!..”Evde kaldı,” diyorlardı. “Zaten Çerkez kızları geç evlenirmiş!”

                Geleneklere kızıyorum: Çocukluğumuzun, genç kızlığımızın sevinçlerini kıymık kıymık eden korkuları bize aşılayan geleneklere. Bunlara sıkı sıkı sarılanlara kızıyorum.

                Bu rüzgârı seviyorum. Kızıma Hanife’yi, ablamı, kendimi anlatıyorum. Kızım kahkahalar gönderiyor korkularıma. Rüzgâr hızlanıyor.

 

0 yorum:

Yorum Gönder

  © Blogger template Brownium by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP